wordpress statistics

CANIN YUVASI OLAN KALBİM, AH İSTERİM Kİ ÖZÜN SÖZÜN BİR OLA

/ 1 Nisan 2013 Pazartesi / Yorum yok

Bu haftaki yazımın konusu kalplerimize bir yolculuk yapmakla ilgili.

Hayatımızın mevsimlerini yaşarken , taşıdığımız yüklerin ağırlığından mıdır yoksa kendimizi unuttuğumuzdan mı bilmem ama bir mücadele , koşuşturmalar sürüp gidiyor  her birimiz için .Öyle kaptırmışız  ki kendimizi , yaşam nehrinin suları üstümüzden taşıyor , coşuyor , akıyor, ıslatıyor , tıkanıyor , hissetmiyoruz bile , biz değiliz sanki bütün bunları yaşayan. İçeriden gelen mesajları duyamıyoruz .Kalbimizle iletişim kaybolmuş kulaklarımıza hiç bir tını gelmiyor, kendimize dair.Oysa ki kalbimiz sevdikçe , aşkla okşandıkça , hoş tuttukça , huzurla , şefkatle , minnettarlık ve affedicilik gibi olumlu duygularla kendini bulup , adeta tomurcuklanıp çiçeklerle dolu rengarenk mis kokulu bir bahçeye dönüşüyor.

Kalbimiz ana rahmine düştüğümüz ilk anda atmaya başlar ve de son nefesimize kadar atmaya devam eder. Cristiaan Bernard’ın dediği gibi ‘’Bu kaslardan oluşan ahenkli yaratık , bir dialog sonucu doğdu, bu sürekli ayrılığın beraberliği , bu her kasılmanın bir gevşemeye yol açan hayatın küçük sahnesi  med cezir gibi sürekli mevsimler gibi kaçınılmazdır, sonsuzluğa meydan okur…

Kalp, insanların birbirleriyle ve Rab ile bir araya geldikleri yerdir. Ve bu birliktelik iki bölümü olan kalpte yaşanır, yani kalp sürekli olarak kendisi ile de birliği sağlamakta, biraraya gelmektedir.

Bu aşkın ve arkadaşlığın en çok kabul görmüş simgesidir. Candır, Rab’dır ve insandır.

Katıdır, yumuşaktır, erildir ve dişildir. Alıcıdır, yaratıcıdır, cinselliktir, saflıktır, kırmızıdır ve mavidir. Sağdır, soldur, sıcaktır, soğuktur, ettir, kandır. Hatta çıkardığı lubdub sesi ile bile çift yönlülüğü vurgular, kendi kendisine bağlıdır, sadakatlidir. Karıncıkları ve kulakçıkları ile içi sırlarla dolu, bir hazine sandığı. Bir sürü çekmeceleri var. Bazı çekmecelerin ayrı bölümleri ,rafları var. İçinde hangi duygular, hangi hisler, hangi yaralar, nasıl bir armoni , nasıl bir deseni var kim bilebilir ki?

Ah kalbim. Sen nelere kadirsin! Arzu duyarsın, korkarsın, sevinirsin, endişelenir, üzülürsün, kanar, titrer, incinirsin. Başın belaya girebilir, öfkelenebilir, onu bir yerlerde öylece bırakabilirsin. Yani birilerini özleyebilirsin. Hele o kuş gibi kanatlanıp, aşık olma halinin bedendeki rezonanslarını her biriniz yaşamışsınızdır. Kalbin ne olduğunu, ne yaptığını ve birlerinin ona neler yapabildiğinin izini sürmeye başladığında bu muhteşem organın önünde saygıyla eğilebiliyorsun.

Bu hafta ben sizlere  bütün bunların ötesinde daha derininde bir yolculuk yapıp , bizi yoran , üzen , içimizde biriktirdiğimiz bir sürü duygu ve düşüncelerle bedenimize olduğu kadar kalbimize verdiğimizden hasardan söz edeceğim.

Hepimizin ayrı kişilikleri ve davranışları , algı veya düşünce farklılıkları olduğu gerçeği ile değişik bir pencereden bakıp , kalbimizle iletişime geçip, gelen mesajlar. O mesajları duyabiliyor muyuz yoksa o mesajlara kapalı mıyız ?

Bütün bunları beraberce paylaşalım istedim.

Mesela :

Kalbinizi hafif mi yoksa ağır mı hissediyorsunuz ?

Kendimden de deneyimlediğim , hayatımın bazı dönemlerinde yaşadığım duygu ve düşüncelerimin bu kalp yükünü nasıl arttırdığını sizlerle paylaşmak isterim.

Günlük hayatın gerginlikleri , eşler arasında , akrabalar , arkadaş , patronunuzla veya yanınızdaki çalışanlarla , kısaca iletişim zincirinin halkaları arasında eksenler kayıp , ters sinyallerle bozulan ilişkimiz , düşünce ve duyguların açtığı yaralarla , egonun hapishanesinin devreye girmesiyle başlar. Hızlıca kalbe doğru yol almaya başlar. Öfkelendiğimizde , yükselen baskı hissi ve kızgınlığın direk kalple çarpıştığını ( kalp atışlarınızın da hızlanmasıyla ) sizler de deneyimlemişsinizdir. Örneğin kavga sonrası geçirilen kalp krizleri gibi. Bütün bunların yanısıra , ailede çok sevilen birinin ölümü , ayrılıklar , yer değiştirme , kavgalar , fikir ayrılıkları, tartışmalar , maddi kayıplar , söylenilen ters bir kelam ve daha bir sürü etkenle oluşan negatif duygu ve düşünceler zincirinin halkalarının kalbin içine sinsice sızışı ve orada öylece kalbe demir atmaları.

İşte kalp ağırlaşmaya başladı diyebilirim sizlere , çektiğimiz bir acıdan sonra , kalp ağrısı yaşayıp sonra demez miyiz ki “ valla yüreğime indi “ diye.

Ne güzel olurdu bir tüy kadar hafif bir kalp , kanatlanmış uçacak gibi olmak.Bunu deneyimlemek isterseniz hani o bütün yüklerden kurtulup, bende size yoga dersleri sonrası yaptığımız meditasyonlarda bu hafifliğin yaşanıldığını söyleyebilirim.  Yogadan bahsetmişken, bütün öğrencilerimle yaşadığım beden keşifleri yolculuğunda, inanılmaz geri dönüşler almaktayım. Her bedenin, her nefesin sessiz bir tanığı olarak, yaptığımız öne kapanma hareketlerinin arkasından ( ki bunlar içe döndüren asanalar) öğrencinin dışa doğru açılma isteği. Her şey o kadar doğal akıyor ki, zaten sistem de böyle. Anahata chakra ( Kalp merkezi) yalnız dışa açılarak değil, ses rezonanslarıyla da etkileşime geçerek, içerideki bu sıkışıklığı bu katılığı , bu demir atmaları özgürlüğe kanatlandırabiliyor.

Mümkün müdür öfkesiz ve kızgınlıksız , kaygısız , tasasız , kırılmamış , incinmemiş , günahsız bir kalp ?

Böyle bir kalp vardır demek dürüstçe bir açıklama olmaz ama önemli olan bu duygu ve düşüncelerle yüzleşip , bir kuş gibi kanatlanmak ve bırakabilmek.

Önemli olan öfkesini , kızgınlığını , nefretini zamanın içinde yavaş yavaş demlendiren bir kalp , içinde her türlü sevgiye yer açmış , herkesi kucaklamış , herşeyi yaşamış , sindirmiş ve bunu kendine anlatmış , hesabını dürüstçe tutmuş , adaletli , vicdanlı , şefkatli ve vefalı bir kalp yeri geldiğinde , karşısındakini kendi yerine koyup , empati yapabilen , egolarını törpülemiş , gece yatağa uzandığında  Tanrı ‘ yla sohbetinde , kendi kalbine ihanet etmemiş ben buyum işte diyebilen bir kalp bir tüy kadar hafif değil mi sizce ?

Ömür dediğimiz şey nedir ki ?

Hayatta hiçbir şey onu dolduran dakikalardan değerli değildir gerçeğiyle .

Hayatınızın mevsimlerini yaşarken , başınızı kaldırıp şöyle bir silkelenin ve unuttuğunuz  kalplerinize geri dönün ve ne olur bedeninizin ve ruhunuzun isteklerini göz ardı etmeyin. Kalbimize ihanet etmeyelim.

İçinizde gitgide kabaran bir taşkın su gibi büyüyen öfkenizi , kısasa kısas misali karşı saldırıya geçmeyin, düşünülmeden söylenilen bir söze takılıp uykularınızı kaçırmayın.

Biliyorum , bunu hepimiz yapıyoruz. Bazen insanoğlu hassas dönemlerin içine girip bir cam kadar kırılgan olabiliyor , o hassas dokunsan incinecek dönemlerden mi yoksa o andaki algı farklılıklarından mı bilmiyorum ama birbirimizi anlayamadığımız gerçek. Oysaki bu dünyaya anlaşılmak için değil , birbirimizi anlamak için geldik.

Bütün bunları öğrenmeye çalışan ve bu konuda daha sınavlarını bitirmemiş ve gelişme çabası olan bir öğrenci olarak daha yolum olduğunu da sizlere itiraf edebilirim. Bazen sınavlardan bir defa da geçemiyorsunuz .

Bu yazıyı okuduğunuzda bir düşünün isterim ;

Ve kalbinize seslice sorun , dürüstçe ve ihanet etmeden küslükler , kızgınlıklar , öfkeler , affedilmeyenler geliyorsa gözünüzün önüne , yüreğiniz acıyor , bir cam gibi parçalanmış hissediyorsanız içinizden o kişinin resmini gözünüzde canlandırıp , ben seni affettim diyerek bir başlangıç yapabilirsiniz. Bunu karşınızdaki kişinin de bilmesi gerekmiyor.

İnanın kalbinizdeki yükler yavaş yavaş azalıp , kalbinizin hafiflediğini deneyimleyebilirsiniz ve sonra da kendinizi bilerek veya bilmeyerek yaptığınız davranışlar , sözler için de affedin.

Bütün bunları aslında kendi iyiliğiniz için yaptığınızı bilin.

Yaşam nehri akıp gidiyor hayat öylece zamana karşı yarışmıyor mu ? Mevsimler birbiri ardından akıp giderken biz sevgileri dar vakitlere sığdırıp , söyleyecek vaktimiz bile olmuyor. Açın kalbinizi sevdiklerinize , kalbinizi açtıklarınıza dudaklarınızı kapatmayın. Bir başkasına sarılmak , dokunmak , bize kendi kalbimizin ritmini hissettirir. Kalbin en büyük merhemi sevgi, o yaraları saran , onaran , yeniden yapılandıran sonsuz bir şifa gücü. Aynı bir güneş gibi sonsuzdur.

Kalbimize en büyük hediye nedir derseniz SEVGİDİR derim size.

Sevgi kalbin adeta suyu ve havası gibi.

Elimizdekileri kaybetmeden onlara ne kadar sevdiğimizi söylemek ve hissettirmek ne kadar  güzel , ne büyük hafifliktir seni seviyorum diyebilmek.

Kalp deniz gibidir , fırtınaları , sakin limanları ve taşkınlıkları vardır. Bazen de derinliklerinde kıymetli inciler gizlidir.

Mevlana’dan güzel bir deyişle bitirmek isterim cümlelerimi;

‘’O ki eziyet edilmiş ve çok yorgun düşmüştür. Adeta çılgın bir adam tarafından işkence edilmiş.Bu kalbin özünü tadını almak için, hala kabuğunu kırmaya devam diyorsun.’’

Kalbimi seviyorum çünkü o aşkın organıdır.

Bir kuş gibi hafif bir kalple sevgi dolu yarınlara hep birlikte merhaba

Yıldızlar can evimize yağsın arkadaşlar,

MERİH KENET

 

 

Yorum bırakmak isterseniz..